DAYANAMIYORUM
(Source: beeishappy, via fandomjumper)
Buraları Lokiyle , Tom Hiddlestonla doldururum diye tumblra girmiyorum.
Anonymous asked: eski sevgilimi unutamadım napabilirim ?
Yenisini yap.
O yüzden buralara hayvani şeyler yazıcam tabii, aklım dolu.
Ama bikaç şeyin bitmesini falan bekliyorum.
Dayanamıyorum ama neyse. Dilimde yılanlar birikti.
Büyük atarım var.
Bir zaman geçti, ben de yazmıyordum.
Hissetmeyince olmuyor.
Bir zamandır, hissetmiyordum.
İyi olmuyordu, kötü olmuyordu, boşluğa bakmak bile çok boştu.
Eylemler gerçekleştirilmek için yapılıyordu, fiiller sadece anlamlarını yerine getiriyordu, mecaz yoktu, his hiç yoktu.
O geliyordu, bu gidiyordu.
Sonunda büyük giden ben oluyordum.
En çok ben gidiyordum.
Bu yazıdan çok daha anlamsız geliyordu her şey.
Neden ve nasıl bile, sormayı bırakmıştı.
Artık sadece akmak için akıyordu.
İlk defa, zaman geçmiyordu ama geri kalan her şey geçiyordu.
Bir zaman geldi ki, ne acı kaldı, ne mutluluk, ne zevk, ne nefret.
Hepsi geçmişti.
İşte o zaman. Bir dur dedik. Dur dedik. Zamana.
Rüyayla gerçeği bile karıştıramadığım bir gerçekte, olmak istememek baskın geliyordu.
Küçük, yuvarlak ve beyazdılar. İşe yaramıyorlardı.
Varlık ve yoklukları boşluğu değiştirmiyordu.
SORUN BİLE YOKTU. Sen, ben, o. Yoktu.
Kişiler de zamirleri de birer birer silinmişti ki.
Uyanır gibi oldum.
Kan akmaya, kalp pompalamaya başladı.
Geçenlerde, bir gün. Uzun zamandır olmuyordu ki, nefes aldım.
İnanabiliyor musun nefes alıyorum. Bu var olmak, yaşamak demek oluyordu.
Müzik dinliyordum. Senden bir önceki ve bir önceki ve bir öncekiyle görüşüyordum. Onlar hakkında yazıyorum. Kendi bilgisayarımda sakladığım bir kitabım olacak yakında. Sadece benim bildiğim. Ama kitap gibi. Olacak.
.
.
.
Şimdi İlknur uyandı, görüşürüz.
Bu defa problem bende olmali. Mesele sen ya da bir baskasi degil, kararsizlik degil, eskiler arasinda donup durmak ya da yeniye duyulan ozlem… Degil.
Bende.
Artik herkes bitsin, gitsin istiyorum. Beni rahat biraksinlar. Nefes almaya ve bir o kadar da sevilmeye ihtiyacim var. Nefes alir gibi sevmeye. Ekstra caba sarfetmeden, dogal bir refleksmis gibi.
Sikintilaniyorum. Geliyorlar, basmadan gitmiyorlar. Bazen hep o olsun istiyorum.
Kelimeler bile akmiyor suan..
O sarhoş hali. Ağzı, dudakları, çirkin burnu, güzel elleri, kocaman kulakları, gülüşü. Nedenler nasılları ağır sikti bu gece. Bu gece hastanelerin önündeki kalabalık barları andırmıyor kafamda. Sarhoş hali. Götünden düşen pantolonu çekeleştirmesi. Çekeleştirmek. Bu gece bütün karların üstüne burnumdaki kanları damlattım. Çocuklar öldü, içimdeki çocuktan bahseden o kadına gülümsedim. Gülüşüm çirkin ama sevmişti. Sarhoş hali. Yakışan tüm renkleri bir körmüşcesine unuttum. Körler daha fazlasını hisseder mi. Yakıyorum şunu, bunu, onu, şunları, bunları, onları. Yan. Yanımda olmak, yanımda olanlar az. Az. Güzel sesli adam diyor bunu ben değil. Sarhoş hali, elleri. Allah’ım. Devam ediyorum, ayık zamanlar. İngilizce’yi sevenleri sildim. İngilizce olmaz, Almanca hiç. Sorsana! O sarhoş hali. Elime çizdiğin tüm masal karakterlerini kağıtlara geçirdim, ağlıyorum. Şaka yaptım, ben ağlamam. Yalan söylüyorum. Onlar mutlu, herkes mutlu mu. Alındı mı mutluluğun kokusu. Burnum tıkalı. Ah, o sarhoş hali. Hal, meyveler. Mandalinanın hüzünlü oluşunu sayfalara yazdım. Sarhoş halim. Engelsiz tüm yolları nereye soktunuz, nereye soktunuz orospu çocukları! Kalbim, 3 2 1. Ellerim acıdı biraz. Bu gece donmak isterken kaldırımlara takıldım. Takılmak, anlıyorum. Hayatıma nereden girdiği belli olmayanları, belirledim. Belirlemek bitti. Bit, gel. Seni sevmiyorlar Ankara. Seni bir tek ben seviyorum. O sarhoş hali. Kırmızı polara benzer hiçbir şey giymesin kimse. Dudaklarım kurudu, soyar mısın. Islanması zor çünkü, çünkü başka eller. Kafasını anlayamayacağım insanlar. İnsanlar, nasıl sevilir ki. Gözlerim, hani güzeldi. Sarhoş hali mi. Alkol etkisi mi. Güvenmek mi.
Tüm ibneliklerin bana verdiği yetkiye dayanarak, size dayamalarını emir ediyorum. Emir etmek. Emretmek.
Hava -5 derece.
Daha güzel ne olabilirmiş ki.
Saatler geçiyordu, geceler geçiyordu, filmler akıyordu, insanlar uyuyordu, kedi bile uyuyordu, şarkılar tekrar modunda dönüp duruyordu, sigaralar yanıyordu ve sönüyordu, yazılıp çiziliyordu, iki şey asla değişmiyordu; hep sabah oluyordu ve o hep geri dönüyordu.
Kim gelirse gelsin, kim geçerse geçsin o gitmiyordu. Gider gibi yapıp tekrar beliriyordu ve bu son bulmuyordu.
Ne görmek, ne duymak, ne de dokunmak istiyordum ama beş duyu organıma da hükmediyordu. Hiç bitmiyordu, her yerden çıkıyordu, herkes biliyordu ama ben bilmek istemiyordum.
Hiç düşünmüyordum ama bir sekilde aklıma giriyordu. Ben delirdikce iç sesim olup benimle dalga geçiyordu ve artık bitsin gitsin istiyordum.
Gitmiyordu bitmiyordu kızlar oluyordu, erkekler oluyordu, aramıza giriyorlardı -ki bu durumdan çok hoşnuttum- ama yine olmuyordu.
En sonunda,
” Gelecegim bekle dedi
Ben beklemedim o da gelmedi
Ölüm gibi bir şeydi
Ama kimse ölmedi. “
-Hala çaktırmadan yolda çizgilere basmadan yürümeye çalışan bi insanım. Mesela baktım ki çizgilere basmadan yürümek oldukça zor, o...
Jeffrey Scott “Jeff” Buckley (November 17, 1966 – May 29, 1997)
Hiiiiuuuvvvv ve Arrrrrrrgggghhh seslerini aynı nefeste...
Bi sevgilim vardı benim,ayrıldıktan sonra arkasından salak gibi günlerce ağladığım. Ama ne ağlamak. Böyle hıçkıra hıçkıra. Şimdi düşünüyorum da...
yanarlı dönerli kesişler için
(via fulaedith)
Herşeyi mahfettim, Evet.
Tamam kabul ediyorum yaptığım affedilir bi’şey değil, çünkü aynı şeyi sen yapmış olsan benimde tepkim aynı böyle...